mine @ starhaber.tv

Eskiden toplu tüfekli, ya da ilkel silahlarla yapılan savaşlar bile bir düzen içinde ve kurallarla yapılırmış. Şimdilerde ise mertlik bozulmuş…Dünya devleri denilen güçler, insanlığı nereye götürüyor?

Canlı mikropların insan, hayvan ve bitkilerde hastalık meydana getirmek  yada ölüme yol açmak üzere kullanılmasına “biyolojik savaş” deniyor.Bu savaş, binalara zarar vermez, onun hedefi doğrudan doğruya insan ve insanın besini bitkiler ve hayvanlardır. Artık ne yediğimizi bile bilemiyorken, havadan mı, su dan mı nereden zehirleniyoruz usul usul ?  Olana bitene sadece hastalık demişler… Demişler de, hiç yeni  gelişmiş haliyle bir savaş şekliolan biyolojik savaştan bahsetmemişler.  Sus pus olunmuş… Ne korkunç değil mi?

Bilim dünyasının gördüğü en korkunç mikroorganizmalar, askeri amaçlarla birleştiğinde etik değerleri olmayan biyolojik savaş ortaya çıkmıştır. Durumun  aynı zamanda dünya üzerinde canlı olan bütün her şey için bir tehdit olduğunun anlaşılması da aslın da çok eski tarihlere dayanır.

En korkunç silahlar sıralamasında nükleer silahları bile alt edebilecek etkilere sahip  biyolojik silahlar, nasıl da sessiz izleniyor?    II. Dünya Savaşı’nda kendilerinden sıkça söz ettirmiş olan biyolojik silahların büyük katliamlar yaptığını tarih yazmadı mı? Antik dönemde, İskitli okçuların, oklarını hastalıktan ölmüş canlıların bedenlerine batırarak atmaları ilkel biyolojik savaş taktiklerinden biriydi.Hatta yılanların zehiri de böyle bir yöntemle savaş silahı olarak kullanılmıştı.

 Biyolojik silahlar, biyolojik ajanlar olarak da adlandırılan patojenlerden yani hastalık yapıcı mikroorganizmalardan veya maddelerden oluşur. En minimal  lojistik çabayla çok yüksek etki oranlarına sahiptirler. Eğer önceden alınmış bir istihbarat yoksa, ya da medyadan herhangi bir salgın uyarısı yapılmadıysa saldırılar çok geç farkedilebilir. Bu tür saldırılarda gözlemlenen çevrenin iyi analiz edilmesi gerekir. Bitki ve hayvanlarda alışılmışın dışında hastalık belirtileri varsa ve aniden artan sayılarda hayvan ölümleri meydana geliyorsa, çevrede normal şartlarda o bölgede görülmeyen mantar ve böcekler ortaya çıktıysa, insanlarda coğrafyaya ve mevsime uygun olmayan alışılmadık hastalık belirtileri görülüyorsa,  ateş ve ishal gibi belirtiler anormal sayıda insanda ortaya çıkıyorsa, bir biyolojik saldırı gerçekleşmiş veya gerçekleşiyor olabilirliğini unutmayalım.

Bu durumda şüpheli sulardan içmemeli ve derhal soluduğunuz havayı filtreleyerek, cildinizdeki açık yaraları kapatmalısınız. Bulaşıcı olup olmadığına bakılmaksızın öncelik ilk yardımı yapacak kişinin kendisini koruması gereklidir.  Bunun için maske, eldiven, gerekirse koruyucu elbiseler kullanılmalıdır. Yeterli ekipmana ve tecrübeye sahip olunmadığı durumlarda derhal yetkililere haber verilmelidir.Su ile yıkama, kimyasal dezenfekte etme veya ısı ile ajanı zararsızlaştırma bu amaca yönelik bazı uygulamalardır.Bulaşıcı hastalık söz konusu olduğunda belirtileri gösteren kişiler karantinaya alınmalıdır. Hasta kişilerin atıklarına, kirli giysilerine ve kullandığı eşyalara dikkat edilmelidir.Yemekler çok iyi pişirilmeli, klorlanmış ya da 10 dakika kaynatılmış sular içilmelidir.

Biyolojik silahlar etik değerleri olmayan silahlardır. İçerdikleri mikroorganizmaların hayatta kalmak için diğer canlıları tüketirken yaptıklarını sorgulamalarını bekleyemeyiz. Biyolojik saldırılar, mikro-dünyada yaşayan canlıların nelere yol açabileceğinibelki de tahmin bile edemeyiz.  Terör saldırılarına elinde şırıngayla halkın  içinde gezen ve  nasıl korkunç bir hastalık barındırdığı bile anlaşılamayan saldırılar eklenmişken, daha ince düşünmek ve daha büyük tedbirler almak gerekmez mi?

  Bilimsel ve tarihsel gerçekler bizleri uyarıyor.

Peki gelişmekte olan bir ülke olarak, okullarda biyoloji öğretmen alımını bile durdurarak,  bilim insanlarının değerini  bilmeyerek, beyin göçüne izin ve meyil  vererek  mi savaşacağız bu tehlikelerle?

Biz toplumca,  biyolojik savaş saldırılarına ne kadar hazırız?

_______________________________Mine Sarmış.