sabahat @ starhaber.tv

Bugün yolda yürürken, şirin mi şirin bir kedi yavrusuyla karşılaştım. Şaşırdınız değil mi sokakta kalmış bir kedi yavrusu(!)

“Mümkün değil, böyle bir ülkede olacak şey değil” dedim.“Sahibi yakınlarda bir yerde olmalı (!)”  Şöyle bir etrafıma baktım, kimsecikler yok. Gözlerimin içine bakıp acı acı miyavlamasına dayanamadım tabi. Hemen eğilip kucağıma aldım. Karnı acıkmış olmalı... Hemen Belediye’nin yetkili birimlerini aramalıyım. Onları haberdar etmeli ve gereken yere teslim etmeliyim. Çünkü sokaklarda kalan sahipsiz hayvanlar güvende değil!

Şimdi içinizden;

“Şaşırmış bu kadın” diyenlerin, sokakların başıboş hayvanlarla kaynadığının, hatta benim hangi ülkede yaşadığımın ve ülkemden habersiz olduğumun dahi düşünüldüğünün farkındayım.

Sakin olun hanımefendiler, beyefendiler. Türkiye’de yaşıyorum. Ve “Aslında olması gerekene özlemle” aldım bu satırları kaleme. Biraz sonra yazacaklarım da olması gerekenlerle, maalesef olmayanlar arasındaki, içler acısı halimizdir.

Ülkemizde iki tip insan var. Bunların biri, her gün televizyonlara çıkıp ”Hayvan Hakları” diye bas bas bağıran fakat hayvanların haklarından gerçekten “bihaber” olan insanlar, diğerleri de hayvanlara iğrenç varlıklarmış gibi bakan, onların yaşam haklarının kendilerininkinden daha değersiz olduğunu düşünen, maalesef aşırı iki ucu temsil eden zavallı insanlar.

Bu insanları neden böyle tanımladığıma gelince ise, biraz sonra yazacaklarımdan hemen sonra, siz karar vereceksiniz. Öncelikle; Hayatımızı paylaştığımız bu canlıların haklarından başlayalım. Dedim ya hayatımızı paylaşıyoruz diye, bizi Yaradan’ın o yüce varlığına hepimiz inanıyoruz varsayalım. Dünya; içinde bulunduğu evreni de katarak söylüyorum, çok çeşitli canlı popülâsyonuna sahip, bana göre her canlının eşit yaşam hakkı olduğu bir Gezegen/cik! (Gezegen/cik diyorum çünkü içinde bulunduğu devasa galaksimiz içinde, bir toz zerresi kadar yer kaplıyor)

İnsan ırkı dünya yüzeyindeki hâkimiyetini sağladıkça, diğer canlıların yaşam haklarını hiçe sayan bir yayılım göstermiştir. Bu yayılımı ve nedenlerini hepimiz biliyoruz. Gittikçe daha betonlaşan şehirlerin içinde, kendine sığınacak yer arayan, zavallı canlılar. Yaşamak için çöpten beslenmek zorunda kalan aynı zamanda insan sağlığı için oldukça zararlı bir sürü bakteriyi hatta virüsleri vücutlarında taşıyabilen canlılar. Tabi ki yazımın başında gruplandırdığım ikinci kısım insanlar, bu bilinçle itebildikleri kadar itiyor bu hayvanları.

Bir de ilk sırada gelen hayvan hakları savunucularının mantığına bakalım. Hayvanların bizim kadar yaşama hakkına sahip olduklarını dillendiriyorlar. Haksızlar mı “hayır” yerden göğe kadar haklılar. Yaşamalılar tabi. Fakat yeri şehirlerin göbeği değil. Gelişmiş ülkeler bu sorunu nasıl çözmüşler ve bu konuya nasıl bakıyorlar, değerlendirelim.

Ülkemizde lüks denecek restoranlarda akşam yemeğinizi, bir sokak kedisiyle paylaşmak durumunda kalabilirsiniz. Bilinçli bir insan olarak, hayvanın masanıza gelmesi. Yediğinize dokunmasını istemezsiniz. Bu sizin hayvan sevmediğinizi göstermez. Aksine sizin, bu konudaki tehlikelere ne kadar açık olduğunuzu bilmenizden, kendi sağlığınız ve varsa çocuğunuzun sağlığıyla ilgili duyduğunuz endişelerden kaynaklanır. Maalesef bu bilince erişmemiş güya ‘hayvan severler’ de sizi, onları iten tartaklayan insanlarla aynı kefeye koyup, işgüzarlık yapmaya, cehaletin kendi suretlerindeki resminin, tarafımdan çekilmesine vesile olmaktan başka bir iş yaramamış oluyorlar.

Geçen hafta bir yemek sırasında yaşadığım bu sorun beni gerçekten ziyadesiyle üzdü. Dünya genelinde gelişmiş ülkelerin bu konudaki standartlarına baktım. Mesela Singapur’da bir sokak hayvanının Belediye yetkililerince sahiplendirilemediği durumda, nasıl uyutulduklarına...

Ben şahsım adına uyutulmaya karşıyım lakin kedi köpek gibi şehirlerde bizimle aynı hayatı paylaşan tüm evcil hayvanlar, dünyanın gelişmiş bütün ülkelerinde, sahiplerinin sorumluluğunda, belli kurallar çerçevesinde yaşatılıyor. Kimseye tehlike oluşturmayacak şekilde. Gerçek hayvan severlerde evlerinde, bir bebek kadar özenle bakıyorlar hayvanlarına. Olabilecek tüm olumsuzlukların sorumluluğunu ve cezai yaptırımlarını kabul ederek. Sokaklarda başıboş hayvanlara neredeyse rastlamıyorsunuz. Sistem kurulmuş ve mükemmel işliyor. Kontrolsüz üremeleri, kendileri ve insanların yaşamları için tehdit oluşturulmaları önlenerek.

Medeniyetin en büyük göstergesi bu olsa gerek! Yoksa bırakalım sokak hayvanlarını katlanarak çoğalsınlar. Ve sokaklarda çocuklarımız ve bizler için tehdit, kendileri için de vahşet görüntülerini, hepimize izletsinler. Ya da gelin onları gerçekten sevelim. Ve doğal koşullarında, şehrin dışındaki yaşamlarında özgür bırakalım. Ve rica ediyorum, bir konuda sesimizi çıkaracaksak lütfen bilinçlenelim. Ancak bu bilinçle atacağımız adımlardır, bizi daha da mükemmelleştirecek olan. Yaşamımızı paylaştığımız tüm canlılar değerli fakat kontrol altında tutulmak kaydıyla. Yoksa bizlerle onlar arasındaki o ince çizginin (zekânın), varlığından şüphe duyacağım.