sabahat @ starhaber.tv

Kimdir bu ötekiler? Yaşamdaki tercihleri senin gibi olmayan, kıyafetleri inançları seninkine benzemeyenler.

                Biz insanlar tarih boyunca kendimizi maalesef “diğerleri” dediğimiz bu ayrışmadan kurtaramamış bir türüz. Dünya üzerinde yaşayan tüm canlılardan en önemli farklarımızdan biri de bu ne yazık ki; Ötekileştirme özelliğimiz...

 “Yaratılmışların en yücesi insanmış(!)”  Sanırım burada bir sorun var. Bu yücelik olgusu zamanla insanoğlunda bir komplekse neden olmuş. Dinin dahi ‘insan’ başlığı altında topladığı bu ‘yücelik’ olgusunu, kendisinden farklı gördüğü “öteki” dediği insana karşı kullanmaya, kendini ‘üstün(!)’, diğerini ise ‘aykırı’ görmeye başlamış, sözde üstün insanımız... Korkarım bundandır tarih boyunca bitmeyen savaşlar, dinmeyen gözyaşları, dökülen kanlar ve aç kalan çocuklarla dolmuş her yan.

                Kendi evlatlarına dünyanın sekizinci harikası muamelesini yaparken, dünyanın bir ucundaki  bebeğin açlıktan ölmesini, bombaların altında yetim, savunmasız, sakat  bırakılmasına göz yuman, binlerce üstün (!) insan...

                Onlar yani “ötekiler” bizden uzak olduktan sonra, ne yapalım ölmüşler, tükenmişler? Hatta sevinelim; ötekilerden kurtulmuşluğumuza!

                Şimdi bu zavallı düşünce biçimimizin bizi nereye getirdiğine bakalım. Ötekileştirme olgusu kanser gibi sarar düşüncelerinizi.  Artık sizden farklı düşünen, farklı görünen herkes “ötekidir” gözünüzde. Toplum, kendisine benzemeyen herkesi itmeye, kutuplaştırmaya başlar. Bunu inanç üzerinden, eğitim üzerinden, sosyal durumunuzdan maddi gelirlerinizden aklınıza gelebilecek her türlü farklılık üzerinden yapabilirsiniz.

                 Zamanla aynı millete, aynı dine ait olmak dahi yetmemeye başlayacaktır size. Bu ötekileştirme hastalığı bir kere sardı mı benliğinizi, ittiğiniz insanların içinden, tekliğe doğru giden bir zavallılık yolculuğuna çıktığınızı farketmezsiniz bile...

                Mesleğim dolasıyla gittiğim kitap fuarlarında üzülerek gözemlediğim bu ötekileştirme politikasını buradan en acı şekilde eleştirmek isterdim. Lakin gönlüm buna müsaade etmiyor. Çünkü halen ülkem insanı için ümit vaadediyor yüreğim. Henüz hiç birşey geç değil diyorum. Hala bir umut; toparlanacağımıza, tekrar bir ve birlik olmanın bir yolunu bulacağımıza inanıyorum. Yoksa başı açık olanın örtülüye, örtülünün başı açık olana yadırgar bakışlarının, demokrasi gibi bir güzellikle yönetilen ülkemdeki aykırı duruşuna söyleyecek bir şey bulamıyabilirdim.

                Müslüman aleminin oruçlarını tuttuğu bu mübarek ayda, İslamiyetin sadece şekilden ibaret olmadığını, dinin hiç kimse üzerinde baskı unsuru olamayacağını, sevgili pegamberimizin öğretilerinden öğrenememiş, islamın gerçek amacını kavrayamamış bu insanlara üzülerek bakacaktım.

                İslam dini gelmiş geçmiş bütün dinlerin en mükemmeli en akılcı dinidir. İnsan olmanın hiç bir şarta bağlanmadığı, Allah’ın yarattığı tüm canların, yaratandan ötürü sevildiği bir dindir. Yüzlerce yıl, dünyaya hükmetmiş ecdadımız da sanılanın aksine, inancından ötürü, kimseyi ötekileştirmeden kucaklayan en büyük devletlerden biri olmuştur. İslamın en güzel tarafı da kesinlikle dinde zorlamanın olmayışıdır.

                Şimdi tüm bunları unutmuş, özünü kültürünü bir sürü gerekçeyle, bir kenara atanlara sesleniyorum. Değişime önce kendinizden başlayın. Eksikliklerinizle yüzleşin. İnanın kendinizde bulduğunuz yanlışları düzeltirken öğrenecekleriniz, başkalarında bulacağınız hatalardan daha çabuk olgunlaştıracak sizi. Öteki dediklerinizin yanlışlarında boğulmadan, doğrunun okyanuslarına akmaktır asl olan. Sağa sola bakmadan hedefe doğru. Ne dersiniz?